Karadeniz Bayrak
Son Dakika
08 Temmuz 2020 Çarşamba

‘Bu hüzünlü bir hikaye..

‘Bu hüzünlü bir hikaye..

13 Şubat 2020 Perşembe, 00:24

‘Bu hüzünlü bir hikaye…

Ahmet Bayrak/Karadeniz Bayrak-Özel Haber

Yaşamımızda var ve sessizce bizden imdat dileyen hayvan dostlarımızın hikayesi. Dünya var olduğunda ortaya çıkan canlılar, dünyanın gerçek sahipleri hayvanlardı’ diye sözlerine başlayan HAYTAP ( Hayvan Hakları Federasyonu) Ordu Temsilcisi Mehtap Sağesen, Ordu’da hayvanlar için yeterli çalışmaların yapılmasını istedi.

“TEK ÇARE; KISIRLAŞTIRMAK-AŞILAMAK-SOKAĞA GERİ BIRAKMAK”

Sağesen, verdiği demeçte şunları kaydetti; ”

Eski çağları incelediğimizde etobur  dinazor adı verilen hayvan kendinden başka türdeki otobur dinazorları aklı ve gücü ile yok edebilme özelliğine sahipti. Ama bu canavarın günün birinde bir doğa olayıyla yok olması, kendinden çok daha üstün güce sahip ve üstelik akıl ile donatılmış bir başka canavarın  dünyada var olmasına fırsat verdi. Bu, şüphesiz insandı…

 

İnsan dünyaya hüküm saldığından bu yana hayvanları kendi ihtiyaçları için kullandı..İnsanlık geçmişten günümüze çağdaşlaşma yolunda ilerlerken vicdansızlaşma yolunda da bir hayli yol kat etti..

İnsan, kendi yapı taşlarını oluşturan ego ve hırs yüzünden ipekten kozalar içerisinde yaratılan günahsız hayvanları acımasız ve adil olmayan şartlarda  aç iştahları, kötü emelleri için kullanmaya başlamıştı..

Doğal kaynakların, ekosistemlerin, yaban hayatının, yeryüzünün kendi türü tarafından yok edildiğini ve doğanın ayrılmaz parçası olan hayvanların dünya üzerinde ne denli önemli bir halka olduklarını fark eden duyarlı insanlar, ilk kez 1822 yılında İngiltere’de bir araya gelerek Hayvanları Koruma Birliği kurmuş, 1931 yılında ise,  farklı ülkelerden oluşan insanlarla Hollanda’nın Lohey şehrinde Dünya Hayvanları Koruma Federasyonu oluşturup , farkındalık yaratması açısından 4 Ekim ‘ i “Dünya Hayvanları Koruma Günü” ilan etmişlerdi.

Ancak, yakın zaman Avrupa’sının hayvanlara yapılan eziyetleri bizden daha önce gündeme getirip savunmaya başlaması, hayvanların tüm dünyada korunmasına yeterli olamadı..

 

Asırlar önce insan elinde ehlileşen ve günümüzde Sahipsiz Sokak Hayvanları diye isimlendirilen, yine insan yüzünden av yapabilme yetileri kaybolarak kendi doğal yaşam alanlarına yabancılaşan , akabinde medeniyete doğru ilerleyen insan tarafından  kırsalda terk edilen, insanın arkasından şehirlere gelen, dolayısıyla insanlarla şehirlerde iç içe giren ve yaşayabilmek için yine insandan başka hiçbir çaresi kalmayan sahipsiz sokak hayvanları “5199 Hayvanları , Koruma Yasası’ndaki  yasa boşlukları yüzünden  sokaklarda son derece kötü koşullarda yaşam mücadelesi veriyor.”

“Onlarla hikayemiz çok eski”

Sağesen; “Şehirlerde kedi ve köpek  popülasyonuna baktığımızda, bu iki tür arasında köpeklerin kedilerden çok daha zor durumda olduğunu ifade edebiliriz, çünkü köpekler kedilere göre daha büyük cüsseye sahip oldukları ve av yapabilme yetileri bulunmadığı için ne kendilerini kedi gibi gizleyebiliyorlar, ne de çöplere zıplayarak çevikçe yemek bulabiliyorlar. Bu da, onları insanların karşısında her an potansiyel bir tehdit,  aç ve saldırgan bir canlı haline getiriyor.

Bizim onlarla hikayemiz çok eski…Genetik kanıtlar, köpeklerin kurttan türediğini işaret ediyor..Bazı köpek cinslerinin kökeni yaklaşık, yüz bin yıl geriye gidiyor ve evcil köpekle insanın dostluğu tam on dört bin yıldır sürüyor..Çoban köpekleri, av köpekleri, kurtarıcı köpekler, yani her durumda kara gün dostu köpekler…İnsanoğlu binlerce yıldır köpekleri ihtiyaçlarına göre şekillendiriyor..Tarihi incelediğimizde, yaylaların ıssızlığından, Çankaya’ nın göz kamaştırıcı salonlarına kadar köpekler asırlardır Anadolu insanına dostça gülümsüyor. Ancak bu dostça gülümseme, her zaman aynı sevgiyi görmedi.” dedi.

“Zehirlemek çözüm değil”

Sağesen; “Osmanlı’lar zamanında İstanbul’un sokak köpekleri zaman zaman yakalanarak Hayırsız Ada ‘ da ölüme terk edilirlerdi. Bu insafsız sürgünler bugün belki yaşanmıyor olabilir.Fakat, acı aynı acı. Sahipsiz sokak köpeklerine uygulanan kıyım, günümüz Türkiye’sinde sadece şekil değiştirdi. Yıl, 2021 e dayandı ve daha hala şehirlerde insanlar ve köpeklerin manasız savaşı bitmedi…

 

Bu savaşta tarafları birbirine düşüren aslına bakarsanız, yasanın uygulanma biçimiydi, zira yasa, suistimale çok açık hükümlerle doluydu..5199 sayılı yasa sahipsiz sokak hayvanlarının sorumluluğunu belediyelere vermişti….Bu,  belediyelerin yasal zorunluluğuydu.

Cahil belediyeler Türkiye’nin  çoğu yerinde, bilinçsiz ve bencil insanların şikayetleri doğrultusunda artan köpek popülasyonuna çare olarak onları ya, zehirlemeyi, ya da hayvanları şehrin uzak yerlerine, dağa taşa atarak kurtlara yem yapmayı tercih etse de bu hiçbir zaman bir çözüme ulaşmadı.. Çünkü boşalan sokaklara bir yenileri başka şehir ve ilçelerden gelip yerleşti ve yine yeniden şehirlerde köpek popülasyonu hızla ve kontrolsüz bir şekilde artmaya devam etti.

Belediyelerce  ya da gizlice sivil halk tarafından bireysel yapılan zehirleme, silahla vurma, yaşadığı bölgeden alıp dağa taşa atma , ya da köpekleri şehrin uzağındaki dağlık ormanlık yerlerde kontrolsüz bir alan oluşturarak ( Buna verilebilecek en yakın yaşanmış örnek, Ordu Büyükşehir Belediyesi tarafından yapılan Ünye köpek bakım alanı) Eylemler , dünyanın hiçbir yerinde başarıya ulaşmadı.” diye konuştu.

“Düzenli aşı yapılmalı”

Mehtap Sağesen; “Şehirlerde kol gezen bu dağa taşa atma avı, uygar insana yakışmıyor. 5199 Hayvanları Koruma Yasası’ na göre Sahipsiz sokak hayvanlarının şehirlerde insanlarla barış içinde ve mutlu yaşamalarının tek çaresi kısırlaştırmak- aşılamak- sokağa geri bırakmak.

 

Eğer bu uygulama Türkiye’de her şehirde sağlıklı bir şekilde ve aynı zamanda hayata geçerse, bölgelerdeki taşıma kapasitesinin kısırlaştırılmış hayvanlarla dolması ve bölgedeki köpek nüfusunun bunun akabinde azalması , o bölgedeki hayvan popülasyonu artık o şehirdeki insanların gözlerine batmayacak , sorunlar yavaş yavaş azalacaktır.

Ancak bu durumda bile sokak köpeklerine kontrolü bir sabır gösterilmesi gerekiyor..Bu nedenle kısırlaştırılan köpeklere kimlik işaretleri takılması ve düzenli olarak aşılama yapılması, kontrol edilmesi gerekiyor.

Diğer taraftan, köpeklere barınak olarak ayrılmış yerler, havadaki asılı mikroptan dolayı köpeklerin ölümü bekledikleri birer hapishaneden farksız.. Türkiye’de genellikle kötü koşulların hakim olduğu bu barınaklarda eğer ömürlerinin sonuna kadar tutulurlarsa, köpekleri belirsiz bir gelecek bekliyor.” şeklinde konuştu.

“Mahallenin maskotu oluyorlar”

Sağesen şunları kaydetti; “STK olmayan ya da hayvanlara karşı ilgili ama bilgisiz insanlar iyi niyetle ve eksik bilgilerle belediyelerden hayvanların ömürlerinin sonuna kadar çıkamayacağı tel örgülerle çevrilmiş alanlarda yaşayacağı, sözde mutlu ve sağlıklı olacakları alanlar istiyor.

Üstelik, hiçbir yasal dayanağı olmadan.

Oysa 5199 sayılı yasanın hükümlerine göre belediyeler tarafından kısırlaştırılıp aşılandıktan sonra hayvan  yine yasa hükmüne göre alındığı mahallesine geri bırakılmalıdır.

Bu durum,  köpeklerde hiyerarşi söz konusu olduğu için mahalleye küpesiz ve kısırlaşmamış başka bir  köpeğin girmemesi bakımından çok önem teşkil ediyor…

Bir mahallede kısırlaştırılmış köpek varsa, o mahalleye köpekler arasındaki hiyerarşi sebebi ile kısırlaşmamış başka köpek gelemiyor ve o mahallede yaşayan köpekler aynı zamanda yaşadıkları alanda tehlike oluşturmadan mahallenin maskotları haline gelebiliyor..

Ve eğer,  5199 Sayılı Yasa’ ya hakim belediye görevini hayvanı rehabilitasyon merkezinde kısırlaştırdıktan sonra yarıda kesmez de, aldığı mahalleye geri bıraktıktan sonra o mahallede yine yasa gereği besleme ve su odağı (insanların rahatsız olmayacağı park vs alanlarda otomatik şamandıralı suluk ve yanında mama kabı bulunan düzenli olarak   belediye tarafından kontrol edilip yemeği tazelenen noktalar) oluşturursa, o mahallede  hem insanlar, hem de hayvanlar mutlu olacak, bu adil düzen ise hem kültürel, hem de insani boyutta kendini yetiştirmiş uygar bir toplumu şekillendirecektir. Aksi taktirde hayvanlara kötü muamele yapan, onları can statüsünde görmeyen hiçbir toplumun iki yakasının bir araya gelmesi korkarım ki  mümkün değildir..

Tek yapılması gereken, belediyelerin sahipsiz sokak hayvanlarına sağlık ve gıda   bakımı yapabilmek için ödenek ayırması ve onları şehirlerin istenmeyen, geceleri dolaşan hayaletleri gibi değil, can taşıyan ve bizlere Allah’ın emanetleri olan, dünyaya geldiğim için özür dilerim der gibi bakan  sahipsiz sokak çocuklarını insan toplumunun  birer parçası olarak kabul edebilmeleridir.

“Şehri hayvanlar ile paylaşabiliriz”

Biz , sivil halk ve devletin işleyen 5199 dan sorumlu bütün mekanizmaları olarak hayvanların insan şikayetleri ve oy kaygısıyla şehirlerden  belediyelerce  atıldığı yemek ve suyun olmadığı dağlardan, yine sırf insanlar rahat etsin diye hayvanların ömürlerinin sonuna kadar hapis tutulduğu, sağlıklı girip hastalık kaptığı barınaklardan yükselen çığlıklara , ya da sokaklarda işkence gören, itilip kakılan  biçare hayvanlara artık kulak tıkamamalı, havlayan hayvanı sırf havladı diye sokağımızdan şikayetle aldırmak yerine, onun kısırlaştırılmasına, aşılanmasına ve tekrar sokağımıza geri getirilmesine, dolayısıyla yaşatılmasına  destek olmalıyız…Dünya Sağlık Örgütü’ nün kuduz kontrolü ile ilişkili köpek ekolojisi raporuna göre köpekleri günümüzde herhangi bir yöntemle yok etmenin köpek nüfusu üzerinde uzun vadeli bir etkisi asla yoktur.Yine aynı kuruluş tarafından yayınlanan Köpek Nüfusu Ana Hatları Raporu’ nda üremenin kontrol altına alınması köpek nüfusunu engellemede en etkili stratejidir.

Sokak köpeklerinin popülasyonu ile ilgili mücadelede hem toplum psikolojisi ,hem de ahlâki kurallar dikkate alınarak tüm ilkel yöntemler bir kenara bırakılmalı,insanlar ve köpekler arasında barışı sağlamak için hayvanlar ömürlerinin sonunu kadar hapis tutulduğu barınaklara değil, kısırlaştır ve aid olduğu yere geri bırak yaklaşımıyla sokaklara bırakılmalıdır .( 5199 sayılı yasaya göre, sağlıklı ve zararsız hayvanlar rehabilite edildikten, yani kısırlaştıktan sonra  sokağa geri bırakılır ve fakat, engelliler, yaşlı ve güçten düşmüşler, saldırganlar, yasaklı ırklar ömürlerinin sonuna kadar uygun yaşam alanı oluşturularak bakım evlerinde kalır, yasaklı ırklar hariç , sahip bulanları sahiplendirilir)

Olaya sadece insan refahı ya da hayvan refahı olarak bakarsak, her iki bakış açısıyla da kaybederiz..

Çünkü bizler yaşadığımız şehirleri artık sahipsiz sokak hayvanları ile paylaşıyoruz ve bunun hiçbir aksi düşünülemez..Onlar ormanlarda yaban hayatının değil, şehirlerin insanlarla yaşayan , kırmızı ışıkta bekleyen, yeşil ışıkta  karşıdan karşıya geçen  mazlum çocukları.

“Toplum bilinçlendirilmelidir”

Bir şehirdeki hayvan refahi insan sağlığını tehdit ediyorsa, ya da tam tersi, bir şehirdeki insan refahı hayvan sağlığını tehdit ediyorsa, türler arasındaki etkileşimde bir  sıkıntı var ve şehrin sahipsiz sokak hayvanlarının bakımından sorumlu devlet mekanizması olan belediye görevini yerine getirmiyor, yine 5199′ u uygulamakla yükümlü olan ve sadece sahipsiz sokak köpekleri ile ilgili değil, tüm alanlardaki hayvan refahı ile ilgilenen ( yaban, ev ve süs, kesim Hayvanları) Doğa Koruma Milli Parklar Şube Müdürlükleri de görevini ihmal ediyor demektir..

Zira, bir şehirdeki hayvan haklarına yönelik çalışmaların hepsi bir bütündür..

Görevini ihmal eden bir kurum, bir diğer kurumu da zan altına sokar.Dolayısı ile sahipsiz sokak hayvanları popülasyonu ile mücadelede,  ” İl – ilçe, tarım müdürlükleri,il – ilçe belediyeleri, il doğa koruma M.P.Şube Müdürlükleri, DKMP ilçe şeflerine varana kadar devletin bütün mekanizmaları dayanışma içinde olmalı, ve bunun devamında, bu mekanizmalar profesyonel STK lar, çevreci aktivistler, yerel hayvan koruma görevlileri, mahalle muhtarları, şehrin en büyük mülkiye amiri vali, basın kuruluşları, sağlık müdürlükleri, milli eğitim müdürlükleri toplum destekli polis, jandarma, müftülükler ,sivil halk tarafından manevi destekle güçlendirilmeli, toplum bilinçlendirilmelidir..

Belediyelerin bütün hayvanları türüne göre ayırmadan ömürlerinin sonuna kadar barınak denen yerlere , ya da dağlara atma yetkisi olmadığını, onların yerinin hayat şartları düzeltilmek ve rehabilite edilmek kaydıyla sokaklar olduğunu belediyeler STK lardan yardım alarak mahalle muhtarlarına anlatmalı, halkın her defasında hayvanlar barınakta mutlu olur sanarak iyi niyetle, ya da sokağımdan gitsin de nereye giderse gitsin gibi bencil bir düşünceyle belediyeyi aramasının önüne geçilmelidir.

“Eğitimler verilmeli”

Şehrin belirli yerlerine,  sahipsiz sokak hayvanlarının belediyelerin sorumluluğu altında olduğunu, onların da can taşıdığını fark etmesini sağlayan billboardlar asılmalı, okullarda STK lardan destek alarak eğitimler verilmelidir..( Biz HAYTAP ( Hayvan Hakları Federasyonu)  Üye derneği ORKİNOS olarak bu eğitimleri Ordu da veriyoruz )

Eğer toplumun bütün kesimleri bilinçlendirilirse, halk sokağında yaşayan hayvana sahip çıkacak, onu bir canavar olarak görmekten vazgeçecek,  insaniyet namına ve sosyal sorumluluk dahilinde  kapısının önüne su bırakacaktır, zira şevkat bile  eğitimle mümkündür…

Aksi taktirde, şehirlerdeki sahipsiz sokak hayvanları ve insanlar arasındaki gereksiz çatışma devam edip gidecektir..

Bütün bu sorunlar Türkiye’nin genel sorunudur çünkü, 5199 sayılı yasaya göre bütün İl ve ilçe belediyeleri sahipsiz sokak hayvanları için birer hizmet birimi oluşturmak zorunda .( Sahipsiz sokak hayvanları rehabilitasyon merkezi) Türkiye de hala bin 800 belediyeden 234 tanesinde sahipsiz sokak hayvanları rehabilitasyon merkezi bulunuyor..Bu şu demektir:

Türkiye’de belediyeler sahipsiz sokak hayvanlarının bakımı görevini yeterince yerine getirmiyor..Ve her yerde olduğu gibi sahipsiz sokak hayvanlarının sorunu, Ordu İlimizde de mevcuttur.. Çünkü, ilçelerin de RM mevcut değildir..

Dolayısıyla Ordu’da 5199 dan sorumlu bütün devlet mekanizmaları acilen harekete geçmeli, artan köpek popülasyonunu eritmek için mücadele vermeli, adeta olağanüstü hal ilan edilmiş gibi aynı zamanda hep bir elden  hiç durmadan çalışmaya başlanmalıdır.

“Belediyelerin görevi önemli”

Bu, yalnızca Büyükşehir Belediyesi’nin görevi değil, toplumun bütün kesimlerinin insanlık görevidir..

5199 sayılı yasaya göre bütün belediyelerin ilçeler de dahil RM  yapması şarttır..Ordu ‘ da ilçelerde büyük çaplı rehabilitasyon merkezlerine ihtiyaç yoktur. Fakat her ilçe kapasitesine göre küçük çaplı bir kısırlaştırma merkezi kurmalı, kendi bölgesindeki hayvanını, Ordu merkeze taşımaktan vazgeçmeli, kısırlaştırma hareketini kendi ilçesinde gerçekleştirmelidir…

Ama, şu an acilen ilçe belediyeler kısırlaştırma merkezi kurana kadar olan zaman diliminde ilçeler  halkın şikayeti üzerine değil, düzenli olarak sokağındaki hayvanları toplayıp Ordu merkezdeki RM ne teslim etmeli, hayvan rehabilte edildikten sonra gelip teslim almalıdır..

Bu hareket düzenli olarak bütün ilçe belediyeleri tarafından yapılmalıdır..

Bunun akabinde ilçelerdeki köpek popülasyonu da belli bir zaman sonra sona erecektir..Ordu ve ilçelerindeki köpek popülasyonunu eritmenin tek çaresi bütün ilçelerin birden bu “kısırlastırma- aşılama ve sokağa geri bırakma” hareketine katılmaları dolayisiyla topyekûn iyileştirme programına dahil olmalarıdır…

Ordu Valisi Seddar  Yavuz ve Ordu Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Hilmi Güler’ in bir araya gelerek bütün ilçe belediye başkanları ile beraber olağanüstü durum toplantısı yapmalı, bu büyük çaplı hareketi resmileştirmelidir..

İşte o zaman, Ordu hayvan hakları hususunda büyük bir ivme kazanacak örnek bir şehir olarak hayvan hakları tarihinde STK ların ve halkın gözünde başarı öyküleriyle dolu bir şehir haline gelecektir..

Suyun bulanan başı, ilçelerden kesilmediği taktirde Ordu’daki sahipsiz sokak hayvanlarının sorunları bitmeyecektir..

Eğer ilçeler elini taşın altına koymaz da, başını kuma gömüp sahipsiz sokak hayvanlarına sahip çıkmazsa, yani kırsaldaki bir ilçe kendi hayvanını kamyona yüklediği gibi götürüp bitişik ilçenin dağlık alanına atarsa, ilerleyen yıllarda artan köpek popülasyonunun önüme bir daha da geçilemeyecektir.”

 

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: İçerikler İzinsiz Kopyalanamaz!