”</p
Son Dakika
05 Aralık 2016 Pazartesi

Suikast Kurbanı Yazarları Unutmadı

15 Mart 2015 Pazar, 03:01

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye’de suikaste kurban giden yazarların kurşunların ve kirli senaryoların hedefi olduğunu söyledi. Erdoğan, “Uğur Mumcu, Bahriye Üçok, Abdi İpekçi, Metin Altıok, Muhlis Akarsu, Hrant Dink, sadece ve sadece fikirlerinden dolayı, yazılarından dolayı kurşunların ve kirli senaryoların hedefi oldular. Her birinin mefkuresi farklıydı. Her birinin dünya görüşü farklıydı.” dedi.
Dolmabahçe’deki Çalışma Ofisi’nde yazarlarla bir araya gelen Başbakan Erdoğan, Ahmed Arif’in “Hasretinden prangalar eskitti mi?” dizesine atıf yaptı. Erdoğan, “Bu ülkenin Kemal Tahir’i, bu ülkenin Orhan Kemal’i, Mehmet Uzun’u, Said-i Nursi’si, Musa Anter’i, Ahmet Arif’i, Rıfat Ilgaz’ı, Nihal Atsız’ı sadece ve sadece yazdıkları için, sadece ve sadece düşündükleri için adeta hürriyet hasretinden prangalar eskiterek göçüp gittiler.” şeklinde konuştu.
Suikaste kurban giden yazarları da unutmayan Erdoğan, “Uğur Mumcu, Bahriye Üçok, Abdi İpekçi, Metin Altıok, Muhlis Akarsu, Hrant Dink, sadece ve sadece fikirlerinden dolayı, yazılarından dolayı kurşunların ve kirli senaryoların hedefi oldular. Her birinin mefkuresi farklıydı. Her birinin dünya görüşü farklıydı. Her birinin memleket meselelerine bakışı farklıydı. Ama tüm bu farklılıklara rağmen, onların kelimeleri, kavramları, kaderleri, en önemlisi de aşkları ve sevdaları aynıydı. Hepsi karanlık odakların, karanlık senaryoların, karanlık emellerin kurbanı oldular. Komplolar, insanımızı birbirine düşürmek için yapıldı, ama bu aziz millet kardeşliğini her şeyin üzerinde tuttu. Karanlık senaryolar demokrasiyi, milli iradeyi vesayet altına sokmak için, milletimizin temel meselelerinin çözüm yoluna girmemesi için devreye konuldu.” ifadelerini kullandı.
Bu toprakların mayasının farklılıkları yok sayan değil, zenginlik olarak gören bir anlayış ürettiğini vurgulayan Erdoğan, “Bu ülkede tek tipçilik, hoşgörüsüzlük, dayatmacılık arızidir, zorlamadır. Bu topraklarda ancak sevgi çiçekleri yeşerir. Ama diyorsa ki bir kalemin sahibi , örneğin ‘Biz şu anda milletimizin takdiriyle iktidardayız. Ben AK Parti’ye kökten karşıyım, onun için bu davete katılmıyorum’ derse bu bizi incitir. Zaten sıkıntı burada. Burada bu kahvaltıda bulunmak kimseye bir şey kaybettirmez. Konuşabildiğimiz kadar konuşuruz, buradan dönüşte kimsenin geleceğe yönelik iradesi, tavrı değişsin diye bir şey yok. Burada torna makinesi yok.” diye konuştu.
“ORHAN PAMUK’A REVA GÖRÜLENLER AKLIMDAN ÇIKMIYOR”
Konuşmasında geçmişten bugüne sürgün edilen ve hapis yatan yazarları sayan Erdoğan, 301. madde yüzünden yargılanan yazarlarla ilgili, “Elbette son dönemde yaşanan olumsuzlukları da unutmuyorum. Eşber Yağmurdereli, Şanar Yurdatapan, Fikret Başkaya, Şamil Tayyar’ı, Hakan Albayrak’ı elbette unutmuyorum. Bu ülkenin Nobel ödüllü yegane yazarı Orhan Pamuk’a reva görülenleri elbette hatırımdan çıkarmıyorum.” dedi.
Düşünce ve ifade özgürlüğü konusundaki çalışmaları anlatırken, Mehmet Akif Ersoy’un dizelerini okuyan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Düşünce ve ifade özgürlüğü konusunda devasa adımlar attık. Birçok yasalar değişti, değişmesi gerekenler var belki. Hepsini haletliğimizi iddia etmiyorum. Eksiklerimiz var. Hani ‘Ağlarım ağlatamam hissederim söylemem. Dili yok kalbimin ondan ne kadar bizarım.’ ifadesi var ya. Fakat daha alacak çok yolumuz olduğunu biliyorum. Türkiye’de ifade özgürlüğü ne kadar daraltıldıysa, kronik meselelerimiz o kadar ağırlaşmış, çözüm iradesi o kadar zayıflatılmıştır. Düşünce ne zaman tehlikeli görüldüyse, düşünürler ne kadar baskı altına alındıysa, Türkiye o kadar geri gitmiş, demokrasi ve milli egemenlik o kadar sıkıntı yaşamıştır.”
Suça itilen çocukların da görüş alanı içinde olduğunu kaydeden Erdoğan, “Bunlarla ilgili özel çalışmam var. Hakkari’de hiç onaylamadığımız muameleye maruz kalan çocuk, İstanbul’da molotof kokteyli sonucu hayatını kaybeden kız yavrumuz, Samsun’da, Van’da saldırıya uğrayan siyasetçi bizim gündemimizin uzağında değil. Atılan yumruklar nasıl bu ülkenin barışına kastediyorsa, sokakları savaş alanına çevirenler de bu ülkenin huzuruna kastediyor. Hükümet olarak, Türkiye’nin meselelerini çözmek için çıktığımız bu yolda, ne tür engellerle, engellemelerle karşılaştığımızı, statükonun her adımımızda nasıl önümüzü kesmeye çalıştığını sizler de, aziz milletimiz de çok çok iyi biliyorsunuz.” diye konuştu.
İleri demokrasiye ve güçlü bir ekonomiye kavuşmanın ancak demokratik bir anayasayla, çağdaş bir hukuk sistemiyle mümkün olduğunu belirten Erdoğan, “Atilla İlhan’ın dediği gibi, yaraya tuz basarak, Aşık Veysel’in ifade ettiği gibi uzun ince bir yoldayım, gidiyorum gündüz gece diyerek menzile ulaşmanın mücadelesi içinde olduk. ‘Dert adamı yollara düşürür’ diyen Mevlana’ya, ‘Derdim vardır, onun için inlerim’ diyen Yunus’a kulak vererek bu uzun yolculuğa çıktık.” şeklinde konuştu.
Erdoğan, şunları söyledi: “Kitapların yakıldığı, yasaklandığı, suç delili sayıldığı, şiir okumanın mahkumiyet getirdiği günlerden bugünlere ulaştık. Elbette eksikler var, elbette ideale ulaşmış değiliz. Ama artık dün konuşulmayanların serbestçe konuşulduğu, dün dokunulmayanlara dokunulduğu, Türkiye’nin her meselesinin demokratik bir olgunluk içinde tartışılabildiği bir sürecin, devam eden bir sürecin içindeyiz. Tanpınar’ın da söylediği gibi, ‘devam ederken değişen, değişirken devam eden bir evreden geçiyoruz.”
Ülkenin farklı etnik grupların, inanç gruplarının, azınlıkların sorunlarıyla baş başa bırakıldığını, sıkıntılara daha fazla sessiz kalınamayacağını kaydeden Erdoğan, “Biz Hükümet olarak, artık Sayın Alev Alatlı gibi, ‘ağlanmayı kesip, baştan başlamanın zamanıdır’ diyoruz. Sayın Elif Şafak, ‘karalar bağlamaya alışkın birine gökkuşağını kolay kolay sevdiremezsiniz. Sürekli siyahlara ve grilere bakan birinin renkler gözlerini kamaştırır’ diyor. Biz, evet, bu ülkenin siyah beyaz olmadığını, gökkuşağı kadar renkli ve coşkulu olduğunu anlatmak istiyoruz. ‘Hüzün ki en çok yakışandır bize’ diyen Sayın Hilmi Yavuz’a, bu topluma artık neşenin de, sevincin de, huzurun da fazlasıyla yakışacağını ispat etmek istiyoruz. ‘Yaşananlar her ne idiyse, bu geçen yıllar boyunca Kürt, Türk her kim incindiyse, ancak birbirimizi anlamakla iyileştirebiliriz yaralarımızı’ diyen sayın Bejan Matur’a, ‘anne, senin yüreğin taş olsa dayanır mı?’ diyen Sayın Haydar Ergülen’e kulak veriyoruz. Sayın Ayşe Kulin gibi ‘biz aynı toprağın çocuklarıyız’ diye haykırıyoruz. Sevgili Murat Menteş gibi, ‘korkma, ben varım’ diyoruz. Sevgili İskender Pala gibi ‘sevgi, gelecek günler adına affetmektir.’ diyoruz. Değerli Üstad Yılmaz Karakoyunlu’nun ‘Salkım Hanım’ın Taneleri’ kitabıyla anlattığı acıların tekrar yaşanmaması için emek sarf ediyoruz.

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: İçerikler İzinsiz Kopyalanamaz!
Web Tasarım Tasarım ve Programlama: ARMY DESİGN