26 Mayıs 2012 - Cumartesi
FINDIKTA AZOTLU GÜBRELEMENİN ÖNEMİ
Yrd. Doç. Dr. Kürşat Korkmaz
KARADENİZ BAYRAK GAZETESİ/ORDU
Fındık, tarım gelirleri açısından ülkemiz ve Karadeniz bölgesi ekonomisinde önemli bir yere sahiptir. İnsan beslenmesi açısından içerdiği protein ve yağ asitleri bakımından önemli faydaları olan fındığın verim ve kalite özelliklerinin artırılabilmesi amacıyla bölgede doğru bir gübreleme programının yapılabilmesi için bilimsel temellere dayanan araştırmaların geliştirilmesi ve çoğaltılması gerekmektedir. Türkiye ekonomisinde önemli bir yere sahip olan fındık sektöründe, dikim alanları Doğu Karadeniz Bölgesindeki eğimli fındık alanlarından, fındığı destekleyici ürünlerin ekonomik olarak üretilebileceği Batı Karadeniz bölgesindeki taban arazilerine kaymakta ve bu da fındık arzı fazlalığına neden olmaktadır.
Fındık üretiminde dünyada ilk sırada olmamıza karşın, yanlış yetiştirme teknikleri nedeniyle Türkiye’nin fındık verim düzeyi, Yunanistan, ABD ve Fransa gibi üretici ülkelerden düşüktür. 2009 yılında dekarda fındık verimi Türkiye’de 118 kg iken Yunanistan’da 230 kg Amerika’da 371 kg İtalya’da 157 ve Fransa’da 154 kg’dır (FAO, 2009). Türkiye’nin birim alandan diğer üretici ülkelere göre daha düşük verim elde etmesi, birim alanda maliyeti yükselterek uluslararası piyasalardaki rekabet gücünü düşürmektedir.
Bu nedenle, fındık tarımında maliyetin düşürülmesi, fındıkta kalite ve verimin artırılması için doğru bir gübreleme programının belirlenmesi gerekmektedir. Ülkemiz fındığın gen merkezlerinden birini oluşturmaktadır. Ancak, ülkemizde mevcut fındık bahçelerinde karşılaşılan en önemli sorunlardan birisi doğru bir gübreleme yönetiminin olmaması ve bahçelerin yaşlı olmasıdır. Bilindiği gibi bitkiler yaşlandıkça verim ve kalite azalmaktadır ve bu durum fındık bitkileri için de geçerlidir. Dünya da 500.000 ton (FAO, 2009) kabuklu fındık üretimi ile ilk sırada bulunan ülkemizde özellikle gübreleme, bilimsel temellere dayanmayan geleneksel uygulamalar ile bilinçsiz bir biçimde yapılmaktadır. Fındık yetiştiriciliği açısından doğru bir gübreleme programı oluşturulabilmesi için, çiftçilerin toprak ve bitki analizleri konusunda bilinçlendirilmesinin yanı sıra doğru gübreleme yönetiminin kazandırılması konusunda da bilinçlendirilmesi gereklidir.
Tarımı yönlendiren en önemli faktörlerin başında gübre ve su, yıllardan beri önemli bir yer tutmaktadır. Gübreleme meyveciliğin vazgeçilmez uygulamalarından biridir. Meyve ağaçlarından yeterli büyümeyi sağlamak ve yeteri kadar verim elde etmek için gübreleme şarttır. Meyve ağaçları topraktan yıllık önemli miktarlarda besin elementi kaldırırlar. Topraklardan kaldırılan besin elementleri ilave edilemez ise ağaçlarda bir takım beslenme bozuklukları ve verim düşüşleri görülür. Bu durumun önlenebilmesi için gerekli besin elementlerinden yeteri kadar takviye yapılmalıdır. Gübrelemede bitkilere ihtiyacı kadar gübre verilmesi yanında besin dengesine de dikkat edilmesi gerekir
Son yıllarda kimyasal gübreler tüm dünyada olduğu gibi, ülkemizde ve Karadeniz bölgesinde de fazlasıyla kullanılmaktadır. Özellikle azotlu gübreler, dünya üzerinde sulu ve kuru koşullarda kullanılan gübrelerin en başında gelmektedir. Bitkilerce kullanılan azotun tek kaynağı yer küresi atmosferinin % 78’ini oluşturan N2 gazıdır. Azot (N), bitkisel üretimde noksanlığı en sık görülen ve en çok gereksinim duyulan bitki besin elementidir. Bu nedenle, baklagil dışında kalan tarımsal ürünlerin önemli miktarlarda azot ile gübrelenmesi gerekir. Bilinçsiz ve aşırı miktarda kullanılan azot (N), içme, yüzey ve yeraltı sularında yüksek konsantrasyonlarda nitrat (NO3) ve nitrit (NO2) birikimine yol açarak insan sağlığını ve çevreyi tehdit edici düzeylere ulaşmaktadır.
Aşırı miktarda yapılan azotlu gübreleme ile ilgili literatürlerde oldukça değişken veriler mevcuttur. Aşırı ve bilinçsiz bir şekilde uygulanan azotun çevre kirletici olmasının yanı sıra fındıkta protein oranını artırırken yağ içeriğini düşürdüğü, meyve kabuk kalınlığını artırdığı, hastalıklara karşı direnci azalttığı ve dolayısıyla fındığın kalite özelliklerini kötüleştirdiği belirtilirken (Özdemir, 2005), konu ile ilgili yapılan diğer bazı çalışmalarda da artan dozlarda azotun bitkilerin protein içeriğini artırırken, yağ oranını azalttığını bildirilmiştir (Pandrangi ve ark., 1992; Swan ve ark., 2001). Azot uygulaması ile protein içeriği arasında doğrusal bir ilişkinin olduğu ve yapraktan azot ilavesinin bitkilerde protein içeriğinin artırılması için önemli bir etken olduğu bilinmektedir (Havlin ve ark., 1999, Özdemir, 2005). Yapılan bir diğer çalışmada aşırı azotlu gübrelemenin olumsuz etkilerinin olduğu belirtilirken, 200 kg N/ha uygulama yapıldığında 50 kg N/ha ile kıyaslandığında önemli verim düşüşleri (%20 oranında) olduğu belirtilmiştir. Yine araştırıcılar 50 kg N/ha dozunun optimum azot gübrelemesi için uygun olduğunu ve 100 kg /ha dozunun fındıktan daha iyi verim ve kalite alabilmek için yüksek bir doz olabileceğini belirtmişlerdir (Tous ve ark., 2005).
Ayrıca, birim alan başına fazla uygulanan N ve toplam azotlu gübreler tarım alanları bazında düşünüldüğünde, çiftçi ve ülke ekonomisi açısından maliyeti çok büyük boyutlara ulaşmaktadır ve ayrıca, fındığın kalite ve veriminin artırılması açısından da çevre ile barışık doğru bir azot gübreleme programının belirlenmesi büyük önem taşımaktadır. Doğru ve çevre ile barışık bir gübreleme yönetiminin oluşturulması için özelikle toprak analizlerinde toplam azot analizi (%N) yerine, mutlaka mineral azotun (Nmin=NH4+NO3) belirlenerek gübre önerilerinde bulunması ve bu yolla fındığın kalite ve veriminin artırılmasının yanı sıra çevre sorunlarının (toprak, su ve hava kirlenmesi) boyutunu da bir ölçüde azaltarak ekolojik dengenin korunmasına katkı sağlanabilir.
Yrd. Doç. Dr. Kürşat KORKMAZ
Ordu Üniversitesi, Ziraat Fakültesi
Toprak Bilimi ve Bitki Besleme Bölümü
Bu haber 524 defa okunmuştur.