17.01.2012 - 06:26
Okunma (152)
Yorum (0)
Paylaş

Yazar hakkında : Öğretim Üyesi/ Ordu Üniversitesi

gurbet: sen koşarken cennete dibindekiler koşmadıktan sonra neye yarar

gurbet uzakta olmak değildir vatanından, ocağından, atayurdundan. gurbet ayrı düşmek te değildir aşığından, sevdalısından. gurbet ayrı yaşamaktır özünden. babaocağında bile gurbet yaşayabilirsin belki de insanların günden güne yabancılaştığı metropollerdedir gurbet-yalnızlık. yığınla insan arasında nasıl yalnızlık yaşanır deme hemen. yalnızlık yaşayana mahsustur. çözüm olamazsın yalnızlık yaşıyorsa dibindeki. demek ki başucu kitabı olamamışsın dibinde yanan yalnızlık ateşine. dibine ışık veremeyen mum misali. yanıyorsun ama yanıbaşın mahsun. yanıyorsun ve bitiyorsun ve seni uzaktan seyrediyorlar. çaresizce bitiyorsun. en yanındakine bile fayda vermedikten sonra okyanuslar kadar ateş olsan kıymeti yok. altlığını ısıtan kandil bile daha evladır bil. karanlıkta görünmeyen, fakat aydınlığı gören göze ışık olabiliyorsan, ferin ona yetiyorsa yine de yaptığın bir iş var. gözyaşları damla damla akarken ateşine, sen inadına yanıyorsan ve gözyaşlarını buğu buğu gökyüzüne yükselterek, topluyor ve de bir umut bulutu yapabiliyorsan ne mutlu sana ateş. alevin az olsa bile bravo sana....

....

 insan yalnızlığı yaşar yüreğinde. elinde tutanın olması önemli değildir bazen. elindeki sıcaklık yüreğine ulaşmıyorsa fersah fersah uzaklık başlar. bu durumda gurbet yolu uzar gider. tendeki sıcaklık ile yürekteki soğukluk arasındaki arasındaki uzaklığı ölçen birim bulamazsın. zamana vursan belki araya çağlar mevzu bahis olunur. en baştan zaman ötesidir yaşanan denilir. o küçücük yürekte varsa hüzün bir yalnızlığın eseridir. yaşanan bir gurbetten menkuldür yalnızlık. tendeki sıcaklık anlık biçimde kavurmadıysa orta yerindeki külübeni sen hiçi duydun işte o an. hiç nasıl yaşanır öğrenirsin o zaman. yaşayamadın ise o anda işte sana yol göründü... sana gidiş var bu alemde... menzili belli olmayan bir yol. sonunda ne olduğu meçhul bir yol. hangi zamanda inşa edildiği bilinmeyen bir yol. kavisleri ve engebeleri usandıran bir uzun yol. gurbetin çilesini yaşamaya başladın ya hayırlı olsun kardeş... gidersin ama çözüme doğru değil... bilirsin yanıyorsun ama gidişin değildir suya... uzaklaşmak hissi kavurur seni bulunduğun mekandan ve yaşadığın zamandan. gurbeti yaşarsın kalbinde bir kendinle... sorgulayabilirsen yaşadığın anı... mutlu olabilirsin bir parça. ama hep yarın daha iyi olacak hissi taşırsan ve yarını aha öne alırsan ve de anlamazsan bugunun kıymetini, veremezsen bugüne kendini yaşarsın hep sonu yanmak olan gurbeti. koşarsın bilmeden nereye gittiğini.. her adımın seni kovalar gönlünde yaşadığın cennete... cennet senin anladığın biçimde. senin imgelendirdiğin dünyanda olan. bu cennetin sınırları senin tasarrufunda... yoksa herkesin bildiği cennet değil sakın tevil etme... yarınlara dilbestelere bugünden cennet yazılmaz arkadaş.  cennete koşmak gerek... dünden birşeyler bırakarak bugünden emekle çalışarak, yarına da umutla bakarak...bugünün hakkını vermediğinde, dünden bıraktığın olmayacak... koşacaksın pervasızca, belki koştuğun bu cennette sevdiğin bile olmayacak... aynı zamanda yaşamadığın sevgili, aynı ritmi yakalayamayan sevgili sana hiçbir zaman ulaşamaz.

sen koşarken cennete dibindekiler koşmadıktan sonra neye yarar....

22 Aralık 2011 Perşembe
 

Henüz Yorum Yok.
İlk Yorum Yapan Siz Olmak İstermisiniz.








Yorum Yapabilmek İçin Üye Girişi Yapınız








Yorumlanan Yazılar