ENFLASYON CANAVARININ SEBEPLERİ
Necdet Topçuoğlu
Enflasyon en ahlaksızca uygulanmakta olan bir vergi sistemidir. Bu vergi sistemi için yasal düzenlemeye ihtiyaç yoktur. Cebren uygulanmaktadır. Ekonominin darboğaza girdiği dönemlerde en çok tartışılan konuların başında enflasyon gelmektedir. Enflasyonun anlamı şişkinliktir. Söz konusu şişkinliği maliyetlerin artmasından dolayı fiyatlarda, darphanenin sürekli para basmasından dolayı piyasaya sürülen para miktarında görmek mümkündür. Emisyonda dolaşan para miktarı neredeyse Gayri safi Milli Hasılanın %8’ine yükselmiştir. İşte bu tam anlamıyla parasal şişkinliktir. Alınması gereken kararlar, piyasadan bu parayı çekmek yönünde olmalıdır.
Son birkaç yıldır Merkez Bankası, ekonomik büyümenin talep ettiği miktardan daha fazla, piyasaya para sürdüğü için fiyatların armasına sebep olmaktadır. Sağlıklı bir ekonomide temel şart üretimdir. Üretmeden tüketenlerin ekonomiden aldıkları pay, piyasaya enflasyon olarak geri dönmektedir. Aynı havuzdan su içtiğimizi düşünelim. Bu havuza 5 kişi su doldurup, 15 kişi su içiyorsa, 10 kişinin tükettiği su haksız tüketimdir. Ekonominin katı kuralları vardır. Üretmeden, üretimden pay almaya veya pay dağıtmaya kalkarsanız, ekonomi cezayı keser. Olmayanı almaya veya vermeye kalkarsanız, ekonomik kural fiyat artışıyla buna müdahale eder. Olmayanı vermez.
Tasarruf etmeden yatırım yapmak mümkün değildir. Yapılmakta olan her türlü israf enflasyon olarak bize geri dönmektedir. Türkiye de en büyük israfın kamuda olduğu görülmektedir. Ancak ekonominin içinde yer alanlardan özel veya kamu, israfı kim yaparsa yapsın sonuç değişmemektedir. Özel Sektör üretmeyen personeli istihdam etmez. Ancak kamu da ciddi boyutlarda üretmeyen personel istihdamı söz konusudur. Herkes bir şekilde kapağı kamuya atma peşindedir. Üretmeyen bu insanlara maaş yetiştirmek ciddi bir sorundur.
Piyasa da dolaşan her kuruşun üretim olarak bir karşılığının olması zorunludur. Yurt dışında çalışan yurttaşlarımız döviz getiriyor diye seviniyoruz. Halbuki yaptıkları üretim, çalıştıkları ülkede kalırken, tasarruflarından bir kısmı Türkiye’ye gelmektedir. Söz konusu dövizler TL olarak piyasaya girdiğinde. Türkiye de yaşayan insanlara enflasyon olarak yansımaktadır. İnsanlar bunu, ah şu gurbetçiler fiyatları yükseltiyorlar diye dile getirmektedirler. Yurt dışından gelen tasarruflar mutlaka yatırımlarda kullanılmalı, üreten para olarak piyasaya girmesi sağlanmalıdır.
Aradığımız her çözüm doğada vardır. Bazı sarmaşık türlerinin kökü yoktur. Ağaca sarılırlar ve o ağacın öz suları ile yaşamlarını sürdürürler. Bir süre sonra o ağacın kuruduğunu görürüz. Bir ülkede üretmeden tüketen ne kadar kesim varsa, ağaca sarılan köksüz sarmaşıklar gibidir. Üretenlerin ekonomiye kazandırdığı kaynakları tüketerek, ballı hayat yaşarlar. Geçen hafta TBMM de Türkiye’nin 2024 yılı bütçesi görüşülerek kanunlaşmıştır. Diyanet İşleri Başkanlığı bütçesinin 91 Milyar 825 Milyon TL olduğunu gördük. Gerçekten soruyorum bütçeden bu kadar para kullanan bu kurum, harcadığına karşılık ne üretmektedir? Ben enflasyon ürettiklerini düşünüyorum. Bunu okuyan bazı cahiller, hemen saldırıya geçip din karşıtlığı ile suçlamada bulunacaklardır. Bu gerçeği değiştirmez. Bütçeden para almaları yanlıştır. Kime hizmet veriyorlarsa, maaşları hizmeti alan kesimlerce ödenmelidir.
Biz emekliler, birçoğumuz hiçbir üretimde bulunmuyoruz. Yıllarca ödemiş olduğumuz primlerin karşılığında Kanun gereği maaş alıyoruz. Sosyal Güvenlik Kurumuna tabi çalışan personelin ödemiş olduğu emeklilik primleri, emekli maaşlarını ödemeye yetmeyince, aradaki fark milli bütçeden karşılanmaktadır. Bu fark yıldan yıla artarak, ekonominin kara deliği haline gelmektedir. Emeklilik sisteminde denge bozulmuştur. Standartlara göre 4 çalışan bir emekliye bakmalıdır. Türkiye de bu oran iki çalışan bir emekliye bakacak şekle dönüşerek bozulmuştur. Reform yapılarak düzeltilmezse, bütçeden ödenen miktar topluma enflasyon olarak dönmeye devam edecektir. Bu sürdürülebilir bir durum değildir.
Kamu İktisadi Teşebbüslerinin görev zararları, bilanço borçları olarak raporlarda yer almaktadır. 2024 yılbaşı itibarıyla KİT’lerin toplam borçlarının 687 Milyar 635 Milyon TL’ye ulaştığı görülmektedir. Bu tablo maliyetleri olumsuz yönde etkilediği için, enflasyonu artırmaktadır. KİT’ler zararlarını sermaye artırmakla kapatma yoluna gitmektedirler. Bazı KİT’lerin varlıkları sermayelerini karşılamayacak duruma gelmiştir. Basiretli tüccar gibi çalışacak liyakatli yöneticiler göreve getirilmedikçe sorunun çözülmesi mümkün değildir. Kamuoyu önünde zor duruma düşürmemek için Kurum bazında rakamları vermek istemiyorum.
Yapılmakta olan sosyal yardımlar enflasyona neden olmaktadır. Elbette bir toplum bakıma muhtaç olan yurttaşlarını bakmak zorundadır. Bu Sosyal Devlet olmanın bir gereğidir. Ancak üretmeden tüketilen sosyal yardım harcamalarının enflasyona sebep olduğu da ekonominin gerçeği olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu nedenle sosyal yardım harcamalarının oy avcılığına dönüştürmeden gerçek hak sahiplerine yapılması zorunludur. Diğer yandan üretmeden tüketenlerin başında, düzensiz göç ile ülkemize gelen mültecilerdir. Yaşadığımız ağır enflasyonun sebeplerinden birisi ve en önemlisi mültecilere yapılan harcamalardır.
Türkiye jeopolitik konum olarak kritik bir coğrafyada yer almaktadır. Dış güvenliğini güvence altına almak için, ekonomisinden daha güçlü bir ordu bulundurmak zorundadır. İç ve dış güvenlik önemlidir. Bedelini parasal olarak ölçmek mümkün değildir. Ancak bilinmelidir ki, üretmeden harcanan bu kaynaklar, topluma enflasyon olarak geri dönmektedir. Örnekleri istediğiniz kadar çoğaltmak mümkündür. Sonuç olarak bilimsel prensip şudur, üretmeden yapılan bütün harcamalar enflasyona neden olmaktadır. Büyük ekonomistin dediği gibi faiz sebep, enflasyon sonuç değildir.
(04, Ocak, 2024-Ordu)