Necdet Topçuoğlu

Tarih: 11.11.2023 01:05

VİCDAN DEĞİL CÜZDAN MESELESİ

Facebook Twitter Linked-in

VİCDAN DEĞİL CÜZDAN MESELESİ

Necdet Topçuoğlu

1983 yılından 1988 yılına kadar TBMM de Parlamento İle İlişkiler Danışmanlığı yaptım. Eski yıllarda çıkarılan Kanunları incelediğim zaman, Temel Kanun metni hazırlamanın bir sanat olduğunu düşünmüştüm. Her sanat türünde olduğu gibi, Temel Kanun hazırlamanın da teknik ilke ve kuralları vardır. Değil bir kelimenin veya harfin, virgülün konulacağı yer bile uzun uzun tartışılmaktadır. Kanunların dil, terim ve anlatım yönünden kusursuz olması zorunludur. Aksi takdirde uygulama da bazı sorunlar ortaya çıkmaktadır. Özel hassasiyet gösterilmesi gerektiği için Temel Kanunların çıkarılma prosedürü uzun zaman almaktadır. Bu nedenle hükumetler kolay olduğu için Torba Kanun uygulamasını tercih etmektedirler.

Torba Kanun, adı üstünde, çeşitli Kanunlarda değiştirilmesi istenilen maddeler, hazırlanarak Torba Kanuna eklenmektedir. Toptancı bir anlayışla bir taşla birçok kuşun vurulması amaçlanmaktadır. Bu uygulama, bir sanat olan Temel Kanun yapma görevini değersizleştirmiştir. Bu çerçevede 30 Mart 2023 tarihinde çıkarılan Torba Kanun ile, Hakimler ve Savcılar Kanununa yüksek yargıçların ek zam oranlarına ilişkin madde eklenmiştir. Düzenlemeyle Yargıtay ve Danıştay üyelerine 40.000, birinci sınıf hakimler için ise 15.000 gösterge rakamının memur aylıklarına uygulanan katsayı ile çarpımı sonucu bulunacak miktar kadar aylık ek zam ödenmesi hükme bağlanmıştır.

Anayasa Mahkemesi üyeleri daha önce çıkarılan bir Kanuna göre bu ek ödemeyi zaten alıyordu. Ben emekli olmadan önce bu durum yargı mensupları arasında tartışılıyordu.  Ancak herkes karnından konuşuyor, bir girişimde bulunamıyordu. Maalesef anayasa mahkemesi üyeleri, bu ek ödeme anayasanın eşitlik ilkesine aykırıdır, bizim bunu almamız uygun olmaz dememişlerdir. Bu defa aynı adaletsiz uygulama Yargıtay ve Danıştay üyelerine yapılınca, birinci sınıf hakim ve savcılar arasında huzursuzluk başlamıştır. Bir yürekli hakim, düzenlemenin Anayasa’nın eşitlik ilkesine aykırı olduğu gerekçesiyle konuyu Ankara 25. İdare Mahkemesi’ne taşımıştır.

Ankara 25. İdare Mahkemesi söz konusu düzenlemeyi, Anayasa’da belirtilen “hukuk devleti, yargı bağımsızlığı ve eşitlik ilkeleri ile çalışma barışının sağlanması” kurallarına aykırı olduğu gerekçesiyle iptali talebiyle Anayasa Mahkemesine götürmüştür. Talebi görüşen Anayasa Mahkemesi, düzenlemenin iptaline karar vermiştir. İptal gerekçesinin daha sonra yayımlanacağını, gerekçenin Resmi Gazete’de yayımlanmasından 6 ay sonra iptal kararının yürürlüğe gireceği belirtilmiştir. Anayasa Mahkemesinin çifte standart anlamına gelen bu kararı Yargıtay ve Danıştay üyelerini rahatsız etmiştir. Anayasa Mahkemesi üyeleri ek ödemeyi kendileri alırken iyiydi. Belki onlara bu imkanı sağlayan yasa, bir idare mahkemesi kanalıyla iptal talebiyle önlerine gelse iptal ederlermiydi pek emin değilim.

Değerli dostlarım hiç eğip bükmeden yazıyorum. Bizim adalet beklediğimiz Yüksek Yargı kurumları nelerle uğraşıyor görmenizi istedim. Son krizde elbette tek başına bu durum etkili olmamıştır. Ancak bu da içten içe yürütülen kavganın bir parçasıdır. Yargıtay ve Danıştay üyeleri de Torba Kanun TBMM de görüşülürken, olmaz, bu düzenleme Anayasa’nın eşitlik ilkesine aykırı, birinci sınıf hakim ve savcılarla aramızda ücret farklılığı yaratır dememişlerdir. Geçmişte bir Yüksek Yargı kurumunun başkanı, ‘hakimler vicdanları ile cüzdanları arasında kalmaktadırlar’ demişti. O günden bu güne kadar durum daha da kötüye gitmiş, son hafta bazı yargı mensuplarının aldığı rüşvetler gündeme gelmiştir.

Yüksek Yargı Kurumları arasında meydana gelen krizin, kamuoyu tarafından bilinmeyen farklı derinlikleri söz konusudur. O derinliklere giren ya boğulur, ya da vurgun yer. Bu nedenle ölçüyü kaçırmak istemiyorum. Ancak bilerek ya da bilmeyerek Anayasa değişikliği senaryosunun ikinci sınıf aktörleri olmaktadırlar. Karşılarında krizi fırsata çevirmek isteyen bir siyasi iktidar bulunmaktadır. Bütün yargı mensupları şu hususu iyi bilmelidir. Yeni bir ana yasa yapılmasına vesile olurlarsa, şu anda sahip oldukları durumdan daha kötü durma düşeceklerini bilmelidirler. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay arasındaki kriz, Anayasanın amir hükümlerine uyularak çözülmelidir.

Anayasa ve Hukukun Üstünlüğüne bağlı kalan yargı mensuplarını ayrı tutarak söylüyorum. Geçmişte salya sümüklü Fetö’nün müridi olacak kadar alçalan insanları gözümüzde büyütmemeliyiz. Yargı Kurumunun Fetöcülerden temizlenmediği gibi, başka cemaatlerin kavga arenası haline geldiği iddia edilmektedir. Bu yapılanmalar Hukuk Devleti için bir güvelik tehdidi ve beka sorunu oluşturmaktadır. Devletin dini adalettir. Adaletin olmadığı yerde devlet yoktur. Fatih Sultan Mehmet, ‘’ “Aklı öldürürsen ahlak da ölür. Akıl ve ahlak öldüğünde millet bölünür. Kadı’yı satın aldığın gün adalet ölür. Adaleti öldürdüğün gün Devlet de ölür.” Demiştir.

(11, Kasım, 2023-Ankara)


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —