Necdet Topçuoğlu


BAŞARI GEÇMİŞİ KARALAMAKLA DEĞİL, GEÇMİŞTEN DERS ALMAKLA MÜMKÜNDÜR

1985 yılının Kasım ayında enflasyon %40’ı geçmişti. Halk bugünkü gibi zor zamanlardan geçiyordu. İktidarının ikinci yılındaki ANAP ve Özal eleştirilerin odağındaydı. O günlerde Başbakan Özal’ın Başdanışmanı Adnan Kahveci, gazetecilere tartışma yaratan bir açıklama yaptı:


BAŞARI GEÇMİŞİ KARALAMAKLA DEĞİL, GEÇMİŞTEN DERS ALMAKLA MÜMKÜNDÜR

Necdet Topçuoğlu

1985 yılının Kasım ayında enflasyon %40’ı geçmişti. Halk bugünkü gibi zor zamanlardan geçiyordu. İktidarının ikinci yılındaki ANAP ve Özal eleştirilerin odağındaydı.

O günlerde Başbakan Özal’ın Başdanışmanı Adnan Kahveci, gazetecilere tartışma yaratan bir açıklama yaptı:

“Sonunda enflasyon mikrobunu bulduk.”

Başbakan’ın genç ve parlak Başdanışmanına göre enflasyonu yükselten mikrobun adı “DÇM” yani “Dövize Çevrilebilir Mevduat” idi.

DÇM, 1967’de dönemin Demirel’in Başbakanlığındaki Adalet Partisi iktidarının döviz açığına karşı bulduğu bir formüldü.

O yıllardaki kambiyo rejimi yüzünden yurtiçindeki vatandaşların dövizi olmadığı için hedef yurtdışındaki vatandaşların, özellikle işçilerin dövizlerini çekmekti.

İlk başta parlak bir formül olarak görünüyordu.

Türkiye’deki bankalarda dövizle açılan hesaplardaki mevduat TL’ye çevrilerek kayıtlara TL mevduat olarak geçirilecek, daha sonra hesap sahibi parasını döviz olarak çekmek istediğinde Türk lirası mevduat cari kur üzerinden dövize çevrilerek hesap sahibine ödenecekti.

Mevduatlara devlet kur garantisi vermişti. Yani kur yükselmesinden doğabilecek aleyhteki farklar hesap sahibine yansıtılmayacak, aynen kendisine ödenecekti.
Verilen garantiye rağmen DÇM hesaplarına ilk başta çok ilgi olmadı.

Ancak, 1970’deki devalüasyondan sonra mekanizma kârlı hale geldi ve 3,5 milyar dolar Türkiye’ye aktı.

Fakat, peş peşe gelen devalüasyonlarla artan döviz fiyatları nedeniyle Hazine’nin üzerine yıkılan büyük borçlar taşınamayacak hale gelince 12 Mart sonrası kurulan hükümetin Maliye Bakanı Ziya Müezzinoğlu DÇM uygulamasını kaldırdı.

Müezzinoğlu, uygulamayı kaldırırken artık bu yükü Hazine’nin kaldıramadığını, DÇM ödemelerinin enflasyon baskısı yarattığını söylemişti.

Fakat bir yıl sonra bu kez önce 73 Petrol Krizi, ardından 74 Kıbrıs Harekatı ile Türkiye yeniden derin bir döviz sıkıntısına düştü.

O günlerde DPT ve Hazine bürokratları hükümetlere vergi reformu, acil ekonomik reform tavsiyelerinde bulunuyordu ama siyaseten maliyeti yüzünden iktidarlar bu yapısal reformlara yaklaşmıyordu.

1975 yılında kurulan Birinci Milliyetçi Cephe hükümetinin aklına da yine en kestirme ve günü kurtaracak yol olarak DÇM geldi.

Daha önceki sonuç malum olduğu için MC iktidarının tekrar bu yola başvurmasına o günlerde tepkiler yükselmişti.

Milliyet’in başyazarı Abdi İpekçi “Benden sonra tufan” başlıklı yazısında şöyle yazmıştı:

“Döviz yokluğu ve bunun yarattığı bunalım karşısında hükümet “döviz gelsin de, nasıl gelirse gelsin” anlayışıyla davranmaktadır. Bunun için başvurulan çareler belki bugünü kurtaracak ama yarın Türk ekonomisi için çok daha büyük tehlikeler oluşturacaktır.” demiştir.

O tehlikeler 1978 yılında gelmiştir.

Devalüasyonlarla dövizin artan değeriyle ağırlaşan DÇM ödemeleri yapılamaz hale gelmiştir. Döviz kriziyle enflasyon yüzde 60’lara çıktı, büyüme 0’lara düştü. Memurlar yakıt krizi nedeniyle Başbakanlık’ta paltoyla oturuyordu. Hükümet Lüksemburg’dan 100 bin dolar kredi alacak hale gelmişti.

1978’de Ecevit Başbakanlığında kurulan CHP hükümetinde yeniden Maliye Bakanı olan Ziya Müezzinoğlu, artık ödenemez hale gelen DÇM’lere yeniden dur dedi, yabancılar için kur garantisini kaldırdı ama hali hazırdaki DÇM ödemeleri zaten devletin üzerinde büyük bir yüktü.

1979 yılında borçlarını ödeyemeyecek hale gelen Türkiye, DÇM anlaşması yapılan 220 yabancı banka ile masaya oturup, vadeleri 1981’e kadar dolacak 2.5 milyar dolarlık DÇM hesabı ödemesini “devlet borcu” yaptı, borcun kapatılması taksitlerle yedi yıl sonraya ertelendi.

Maliye Bakanı Müezzinoğlu bu anlaşma için “Gelecek kuşaklar için düşündürücü bir örnek olarak anılacaktır” demişti.

Siyasetçilerin DÇM gibi günü birlik, popülist reçetelerle yapısal önlemler almayı ertelediği ekonomi bu yükü daha fazla taşıyamadı ve 1980’de 24 Ocak kararları açıklandı.

Ekim 1984 gelindiğinde 1989’a kadar 4 yıl içinde altı ayda bir sekiz eşit taksitle ödenecek ilk DÇM taksitinin ödeme zamanı gelmişti.

Ama devletin bu taksiti ödeyecek parası yoktu, o yüzden Merkez Bankası’nın darphanesi çalıştırıldı, artan emisyon halka yüksek enflasyon olarak dönmeye başladı.

1985 yılında enflasyon yüzde 40’a kadar çıkmıştı.

Hükümet baskı altındaydı.

Başbakan Özal’ın genç başdanışmanı Adnan Kahveci’nin o günlerde gazetecilere söylediği “enflasyon mikrobunu bulduk” sözleri manşetlere çıkmıştı.

Gazetelerden okuyalım.

“Başbakanlık başdanışmanı Adnan Kahveci enflasyonu hızlandıran emisyon artışının ertelenen DÇM borçları ana para ödemelerinin bu yıl başlamış olmasından kaynaklandığını belirterek “Sonunda enflasyonun mikrobunu bulduk” dedi. Kahveci yılın ilk 10 ayında ödenen 492 milyon dolarlık DÇM borcu için, 261 milyar lira para basıldığını söylemişti.”

Kahveci gazetecilere şöyle demişti:

“Geçmişte bol keseden yapılan harcamalar, şimdi anapara ve faiz ödemeleriyle enflasyona kaynaklık etmektedir. DÇM borcu ödemesi olmasa idi, enflasyon çok düşük düzeyde kalacaktı. Geçmişte yapılan hataların günahları kolay silinmediğinin en canlı örneği budur. Halen yedi yıl öncesinin sıkıntısını taşıyoruz. DÇM nedeniyle emisyona gidilmeseydi enflasyon hızı yüzde 15 kalacaktı.”

Bu sözleri Özal da tekrarladı ve DÇM kararını veren dönemin Başbakanı ve hükumeti hayat pahalılığı yüzünden yerden yere vuran yeni muhalefet lideri Demirel’i enflasyondan sorumlu tuttu. Hatta televizyonda tartışmaya çağırdı.

Demirel, Özal’ı bahane üretmekle suçladı.

Tartışmaya katılan ekonomist Arslan Başar Kafaoğlu da Kahveci’ye destek verdi:

“DÇM borçlarında kur garantisi üstlenen Hazine’nin bu nedenle uğradığı zarar bugünkü para değerleriyle 3 trilyon lira dolayındadır. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde bunun benzeri yoktur. Bu zarardan kurtulma fırsatı ise 24 ocak kararları alınırken ve erteleme anlaşmalara yapılırken kaçılırmıştır. Bu uygulamadan en başta kara para sahipleri yararlandı.”

1988 yılında artık ekonomiden sorumlu Devlet Bakanı olan Adnan Kahveci, son 4 yılda DÇM ödemeleri için 2,2 trilyon lira para basıldığını açıklamıştı.

“Döviz alabilmek için para basıyorsunuz. Bu elbette enflasyonu artırıyor, ayrıca döviz fiyatı da yükseliyor. Eğer DÇM olmasaydı, dolar geçtiğimiz yıl 528 lira olacaktı. Enflasyon oranı ise %24’ler civarında kalacaktı.”

1970’lerden kalan DÇM ödemelerinin son taksiti Eylül 1989’da ödendi.

Son taksitin ödenmesinin şerefine Başbakan Özal, Ankara’da Devlet Konukevi’nde bir kokteyl vermişti.

Kokteylde DÇM’ler için “dalavere” diye adlandırmıştı.

“1970’li yıllarda o zaman kendilerini akıllı, uyanık sananlar böyle bir yol buldular. Tam 221 bankaya borçlandık ve Türkiye bunları ödeyemedi...Benim memurum, benim işçim, benim esnafım diyenler, DÇM’nin yükünü vatandaşın sırtına yıktılar, orta direğin sırtına yıktılar. Bu borcu bizler ödedik. DÇM’ler olmasaydı her ailenin geliri yılda 1 milyon lira daha fazla olacaktı. 9 bin okul, 900 orta boy fabrika, 500 hastane, 4 bin km otoyol yapmak mümkün olacaktı.

İnşallah gelecek Hükümetler bundan ders alır. Bir daha böyle hesapsız, kitapsız hatalar yaparak, gelecek nesilleri zor taşınacak bir yükün altına sokmazlar.

Sanıyorum hafızamızı biraz tazeledik. Ama  görüyoruz ki o ders alınmamış gibi görünüyor. Ne kadar balık akıllı  bir Millet olduğumuzu biliyorum ama, bu kadarına da pes diyorum.

Önce 1967’de, ardından 1975’de, parlak bir fikir olarak bulunan ve her seferinde ağır faturası yüzünden vazgeçilen ve faturası yıllarca enflasyon olarak ödenen bir uygulama 21 Aralık 2021 tarihi itibarıyla "Kur Korumalı Mevduat" hesabı olarak yeniden Milletin karşısına çıkarıldı.

Tarihten ders alınmazsa tarih tekerrür eder. Akılsız başın cezasını cüzdanlar ve gelecek nesiller çeker. Kimseye yalakalık yapacak halimiz yok. Yalakalık destek olmak değil, işler yanlış gidiyorsa düşmanlık yapmaktır. Dostluk, uyarmak ve eksik olanı hatırlatmaktır. Biz hatırlatıyoruz. Başarı geçmişin hatalarını tekrarlamakla değil, geçmişten ders almakla mümkündür.

Şimdi korku iklimi yaratarak, algı operasyonlarıyla bir sonuç elde edeceğini sananlar, daha vakit varken geri dönmelidir. Gerçek vatanseverler sahte umutlara kanat takanlar değil, acı gerçekleri korkusuzca haykıranlardır. Zaman benim gibi düşünenleri haklı çıkardı. Keşke haksız çıkarsaydı. Ülke bir bilinmeze doğru freni patlamış kamyon gibi gidiyor.

(19, Aralık, 2023-Ankara)