Necdet Topçuoğlu


DAYIMIN SU DEĞİRMENİ

Benim ana tarafım Ordu – Ulubey- Çatallı Mahallesinde yaşayan Hebiboğulları’ndandır


DAYIMIN SU DEĞİRMENİ

Necdet Topçuoğlu

Çok sevdiğim kardeşim, Pembe Nermin Yılmaz ve kuzenim Muzaffer Şen’in paylaştığı resimleri görünce gençlik yıllarım aklıma geldi. Benim ana tarafım Ordu – Ulubey- Çatallı Mahallesinde yaşayan Hebiboğulları’ndandır. Anam Zeynep, Hebiboğlu Ürüfet’in altı çocuğundan en küçüğüdür. Dedem, dayılarım ve teyzelerimin hepsi hayata veda ettiler, sadece anam hayatta, şüphesiz o da çok yaşlandı. Dedemin ilk eşi Kuyumcuoğlu kızı Emine Anamız ölünce, üç oğlan, üç kız, toplam altı çocuğunu yetim büyütmek zorunda kalmıştır. Aslında hüzünlü öykülere konu olacak bir aile yaşamı söz konusudur. Hepsini yazmaya kalksak roman olur. Ancak değirmen ile ilgili kısmını paylaşmak istiyorum.

Benim çocukluk ve gençlik yıllarımda Çatallı Mahallesi, tamamen mısır tarlasıydı. Zaten benim kuşağım mısır ekmeği ile büyümüştür. O yıllarda kimyasal gübre olmadığı için tarlalar verimsizdi. Traktör yoktu ve ekim işleri karasaban ile yapılıyordu. Öküzü çift olan aileler şanslı sayılırdı. Traktörü varmış gibi itibarlı olurlardı. Tek olanlar ise, komşusu ile işbirliği yaparak, tarlalarını ekip dikerlerdi. Öküzler sadece çift sürme zamanında gücünden faydalanılan, geri kalan zamanda yem tüketen hayvanlar oldukları için, masraflı olduğu gerekçesiyle çift öküz bakılmazdı. Babadan ailemin toprakları geniş olduğu ve yaylacılık yapıldığı için çift öküzümüz vardı.

O yıllarda evlerde su yoktu. İçme ve kullanma suyumuzu bakır güğümlerle pınarlardan taşırdık. Bazı kurak geçen yaz aylarında kuruyan pınarlar olursa, suyumuzu daha uzak pınarlardan taşımak zorunda kalırdık. Genellikle su taşıma işlerini ailelerin gelin ve kızları yaparlardı. Ailede iş bölümü, geleneklere göre şekillenmiş olup, herkes kendiliğinden işini yapardı. Genç bayanların Pınarbaşı sohbetleri çok keyifli olurdu. Her sosyal yaşam kendi kültürünü oluşturuyordu. Radyo televizyon gibi haberleşme aygıtları olmadığı için, haberler bu tür buluşmalarla çevreye yayılırdı. Çok laf taşıyanlara ayaklı gazete denilmesi buradan gelmektedir.

Her ihtiyaç kendi icadını yaratıyordu. Çevremizde gürül, gürül akan kaynaklar ve pınarlar dereleri besliyordu. Su bol olunca, su değirmenciliği de önemli bir iş kolu olmuştu. Mahallemizin değirmenini Ürüfet dedemin kardeşi Topal Mustafa emmim çalıştırıyordu. Lakabı Değirmenci Mustafa olarak biliniyordu. İşini çok iyi yapan çok ahlaklı bir insan olarak tanınıyordu. Yaşlanınca değirmeni satışa çıkardı. O yıllarda Almanya da çalışmakta olan ortanca dayım Şakir Yeşilkaş emmisinden değirmeni satın aldı. Çalıştırması içinde babası Ürüfet Dedeme bıraktı. Ürüfet Dedem işini çok titiz ve ciddi yapardı. Ancak bilmeyen için değirmencilik oldukça zor işti. Başlangıçta çok zorlandığını hatırlıyorum. Değirmen oluğu ahşap olduğu için yeterli su depo edemediğinden verimlilik düşüktü. Dayım bazı tadilatlar yapmıştı. Su oluğunu betondan yaptırdı. Dereleri birleştirip su miktarını artırdı. Değirmen taşını değiştirdi.

Bizim ailenin değirmen işine anam bakardı. Bizde kardeşimle onun peşine takılır değirmene gitmeyi eğlenceli bulurduk. Bazen babam mısırı katırla değirmene götürürdü. Ortaokul ve lise yıllarına gelince değirmene zahire götürme işi kardeşimle benim üstüme kaldı. Ayrıca yaşlı akrabalarımızın da değirmen işini biz hallederdik. Ne zaman değirmene gitsem Ürüfet dedem oğlum sıra çok var der, bir hafta gün verirdi. Müşteri sıralarını eski harflerle bir kağıda yazar, asla bana bile torpil yapmazdı. Bazen Ürüfet Baba evde un yok, Fadime Anamın selamı var bize geç gün vermesin dedi derdim. Babaannem onun ahretlik arkadaşıydı. Oğlum Fadime Bacıma selam söyle, değirmen hakkından un gönderir, onu unsuz bırakmam der, ama sırayı erkene kaydırmazdı. Bir gün gittim un hazır değildi. Oğlum değirmen düdük attı, biraz zaman kayboldu sen yarın gel dedi. Ertesi gün geldiğimde un hazırdı. Oğlum Fadime bacıma selam söyle öğütme karşılığı hak almadım ha demişti.

Kardeşim ve ben başka okullara gidince bizim aile bir eşek satın aldı ve değirmen işini eşekle görmeye başladılar. Ben Üniversite de okuduğum yıllarda Ürüfet dedem hastalandı. Durumu ağırlaşınca Şakir dayım Almanya’dan izinli geldi. Vefatından bir saat önce dayım, baba bir isteğin var mı diye sormuş. Uşak demiş, Güllüyik pınarından su olsa da içsek demiş. Ancak orada Güllüyik Pınarını bilen yokmuş. Bu pınarı belki Topçuoğlu Fadime yenge bilir demişler. Babadan dedem Trabzon da askerlik yaparken. Fadime Babaannem ve Ürüfet dedem iki ahretlik sırtlarında yükle yaya olarak Ordu’ya giderlermiş. Yorulunca Güllüyik Pınarında dinlenir su içerlermiş. Şakir dayım pınarın yerini Babaannemden öğrenip su almaya gittiğinde, Ürüfet Dedem vefat etmişti. Cenazesi yıkandıktan sonra Güllüyik Pınarının suyunu üstüne döktüler.

Bu öykünün ekinde göreceğiniz resimler o yılların anısına paylaşılmıştır. Yıllar sonra o iki ahretlik arkadaşın oğlu ve kızı, kaçarak birbiriyle evlenmişler. Kardeşim ve ben o evliliğin çocuklarıyız. Ahlaka bir bakarmısınız, kocası askerde olan genç bir kadın ile, eşi ölmüş genç bir adam çocuklarının ihtiyacını almak için, sırtlarında yük yayan Ordu’ya gidiyorlar ve bir birlerini dünya ahiret kardeş ilan ediyorlar. O değirmen Dedemin Su değirmeni olarak bilinir. Halbuki gerçek sahibi Şakir dayımdır. Çatallı Mahallesinin gürül gürül akan suları, o ahlak abidesi insanlarla çekilip gittiler. Su değirmeni susuz, güzel ahlak ve güven duygusu hatıralarda kaldı. Resimler için, Pembe Nermin Yılmaz, Talat Pamuk ve Muzaffer Şen’e teşekkür ederim.

(29, Haziran, 2023-Ordu)