ENFLASYON VE ASGARİ ÜCRET
Necdet Topçuoğlu
Son haftaların güncel olan konusu asgari ücretin açıklanmasıdır. Hükumet asgari ücretin açıklanması konusunda her yıl olduğundan biraz daha erken harekete geçmiştir. Çünkü döviz kurlarındaki aşırı yükselmeye bağlı olarak enflasyon hızla yükselmiştir. Belli ki şimdi açıklanan asgari ücretin iki ay sonra bir önemi kalmayacaktır. Enflasyon baz etkisiyle artış hızını kaybetmişken, Hükumet bir an önce açıklayarak, işin içinden sıyrılmak istemiştir. Asgari ücretin hesaplanması, bilimsel hesaplama şekli bir yana bırakılarak, siyaset kurumunun insafına bırakılmıştır. Çalışanların temsilcilerinin yer almadığı masa da, Hükumet ve işveren temsilcisi birlikte karar alıp, Sayın Cumhurbaşkanına açıklatmışlardır.
Asgari geçim tutarı her yıl TÜİK tarafından hesaplanarak açıklanmaktadır. Taraflar arasındaki görüşmeler bu tutar üzerinden yürütülmektedir. TÜİK bu yıl çalışmalarını yapmış olmasına rağmen asgari geçim tutarını açıklamaya yanaşmamıştır. Biz dokümanları verelim, hesaplamayı taraflar yapsın diye topu taca atmaya çalışmıştır. Söz konusu hesaplamalar 2022 yılı enflasyon sepeti için seçilen 415 maddenin fiyat hareketleri üzerinden yapılmaktadır. Ancak asgari ücretle çalışanların söz konusu 415 maddenin kaç tanesi ile ilgili olduğuna bakmak lazımdır. Her gelir grubunun tüketim maddelerine olan talebi farklıdır. Rahmetli dedem, ‘‘yatsılık bir töredir, o da keseye göredir’’ derdi.
Devletin kurumları siyasi baskılar karşısında havlu atmaya başlamışlardır. Siyasi baskılarla açıkladıkları rakamların sorumluluğunu üstlenmek istememektedirler. Halbuki talimatı veren siyaset kurumu sorumluluğu üstlenmeyerek, teknokratlara yıkmaya çalışmaktadır. Gerçekleri yansıtmayan rakamlarla evrakta sahtecilik yapmanın gelecek yıllarda hesabının sorulacağı artık anlaşılmıştır. TÜİK yaptığı çalışmaları açıklamamakla, hakkında yapılan iddiaların doğruluğunu kabul etmiş olmaktadır. 8.506 TL olarak açıklanan asgari ücret, enflasyon önlenemediği sürece yaraya merhem bir rakam değildir. Tam aksine, üretim maliyetlerine %30 etki edeceğinden, enflasyonu körükleyici faktör olarak değerlendirilmektedir. Diğer yandan asgari ücret ortalama ücret durumuna gelmiştir. Bir kısım emekli maaşları asgari ücretin altında kalmış olup, telafisi mümkün olmayan denge kayıplarına sebep olmuştur.
Türkiye de hesaplanmakta olan asgari geçim tutarı bir kişi için yapılmaktadır. Halbuki İLO Sözleşmelerine göre 4 kişilik bir aile için yapılması zorunludur. Enflasyon rakamlarının yüksek olduğu yıllarda asgari ücret, 6 aylık olmak üzere yılda iki defa tespit ediliyordu. Ancak enflasyonun tek haneli rakamlara indirilmesiyle yılda bir defa belirlenmesine karar verilmiştir. Şimdi enflasyonun tekrar çift haneli rakamlara yükselmesi sebebiyle, asgari ücret tespitinin yılda iki defa yapılması gerekli görülmüştür. Çalışanların ilkel tarım toplumlarında olduğu gibi, sosyal imkanlardan uzak, boğaz tokluğuna çalışan insanlar olarak görülmesi, alın terine yapılan haksızlık olarak değerlendirilmektedir.
Sendikalı olarak çalışan işçilerin haklarını savunması gereken Sendikalar, rakamların açıklanmasını Çalışma Ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na bırakmışlardır. Bu bir teslimiyetçiliktir ve köle tacirliğidir. Emeğin hakkını işverene peşkeş çeken sarı sendikacılık anlayışı gittikçe yaygınlaşmaktadır. Türk-İş temsilcilerinin teklifimiz 9000 TL’dir, kabul edilmezse masadan kalkarız palavrası inandırıcı değildir. Çalışanlar gerçek enflasyon rakamlarına ilave olarak refah payını almadıkları takdirde hak kaybına uğramış olacaklardır. Gerçeği yansıtmayan enflasyon rakamlarından doğan kayıplar, işverenlerin kasasına girmektedir. Sendikaların bu haksızlıklara karşı mücadele vermeleri gereklidir. Enflasyon, zengini daha zengin, fakiri daha fakir yapan, cebren alınan ahlaksız bir vergi konumundadır.
Enflasyon hesaplamaları da, Milli Gelir hesaplamaları gibi, toptancı bir anlayışla yapılmaktadır. Gayri Safi Milli Hasıladan kişi başına düşen gelir hesabı her zaman itiraz ettiğim bir hesaplama şekli olmuştur. Üst gelir gruplarının kasasındaki paranın nüfus sayısına bölünerek kişi başına düşen gelir, gerçeği yansıtmamaktadır. Alt gelir gruplarının hiçbir zaman o kadar gelirleri olmamıştır. Bu durum, mademki benim payıma o kadar para düşüyor, ben o parayı istiyorum seslerinin yükselmesine neden olmaktadır. Her gelir grubunun enflasyonu da birbirinden farklıdır. Enflasyon sepetine konulan 415 maddeden asgari ücretli ile yüksek ücretlilerin talepleri aynı değildir. Dolayısı ile enflasyonlarının da aynı olmaması doğaldır. Hesaplamalarda bunlara dikkat edilmesi gereklidir.
Kayıt dışı işçilik, sigortalı çalışanların önünde büyük bir engeldir. Türkiye mültecilerin serbestçe dolaşıp, ucuz ücretle çalıştıkları bir ülke haline gelmiştir. Bu aynı zamanda devletin vergi kaybına yol açmaktadır. Diğer yandan işverenler de haksız kazanç elde etmektedirler. Son zamanlarda hızla yükselen döviz kurları, asgari ücreti döviz bazında oldukça ucuz hale getirmiştir. Yoksullaşarak büyüme modelinin bedelini çalışanlar ödemektedir. Türkiye Anayasasında yer alan sosyal demokratik hukuk devleti kavramından oldukça uzaklaşmıştır. Döviz kuru artışları ve buna bağlı olarak yükselen enflasyon rakamları kontrol altına alınamadıkça, sabit ücretlerin yıllık olarak belirlenmesinin hiçbir anlamı yoktur. İşte çalışanlar asgari ücretin açıklanmasını bu olumsuzluklar içinde beklemişlerdir. Asgari ücret Şubat ayında cebe girecek olmasına rağmen, sebep olduğu fiyat artışları şimdiden cüzdanlara yansımıştır. Keyfi fiyat artışları kontrol altına alınmadığı sürece, asgari ücret dibi delik çuval gibidir. Gelen çıkıp gider.
(26, Aralık, 2022-Ankara)