Necdet Topçuoğlu


TAHIL KORİDORU TEHLİKEDE

İstanbul’da imzalanan tahıl koridoru anlaşmalarının en büyük “kazananının” Rusya olduğunu söylemek mümkündür. Moskova, anlaşmalar ile Batı’nın Rusya üzerinde kurmaya çalıştığı yaptırım baskısında koca bir delik açmayı başarmıştır.


TAHIL KORİDORU TEHLİKEDE

Necdet Topçuoğlu

İstanbul’da imzalanan tahıl koridoru anlaşmalarının en büyük “kazananının” Rusya olduğunu söylemek mümkündür. Moskova, anlaşmalar ile Batı’nın Rusya üzerinde kurmaya çalıştığı yaptırım baskısında koca bir delik açmayı başarmıştır. Şimdi gelen haberlere göre Rusya tek taraflı olarak, "tahıl koridoru anlaşması"nı askıya aldığını açıklamıştır. Hesapsız kasabın elinde kalır masadı.

Hâlbuki AK Parti iktidarı “anlaşmaları kotaran taraf” olarak bir “zafer havası” estirmeye çalışmıştır.
Ancak, anlaşmalardan çıkarılan  yalancı “zafer”in, uzun vadede Türkiye’nin başına “hukuksal sıkıntılar” çıkaracağından endişe duyulmaktadır. Aslında turpun büyüğü daha heybede demek mümkündür.

Anlaşmalar ile Ukrayna ve Rusya kargo gemilerini denetleyecek ortak mekanizmanın, hukuksal olarak Montrö Boğazlar Sözleşmesinin “delinmesini” getirip getirmediği konusuna açıklık getirilmelidir. Montrö Antlaşması’nın 4. Maddesi, savaş durumlarında bile kargo gemilerinin Boğazlar’dan serbest geçiş hakkı bulunmaktadır. Bunun düzenlemesi Türkiye’ye bırakılmıştır. Türkiye'nin hükümranlık hakları konusunda yetki paylaşımına girmesi yanlıştır.

Halbuki Ukrayna ve Rusya ile imzalanan anlaşmalar ile, İstanbul’da, BM ve tarafların da temsilcilerinin hazır bulunacağı “bir denetim/koordinasyon merkezi” kurulması öngörülmektedir. Türkiye bu merkezle, Montrö ile kendisine verilmiş olan tekli yetkiyi, Ukrayna, Rusya ve BM ile “paylaşıma” açmaktadır. Türkiye muhalefetinin bu yanlışı gündeme getirmemesi, uyuduklarına işaret etmektedir.

Aslında bu denetim, Montrö Antlaşması’nın geçişleri düzenlediği Türk karasularında (yani İstanbul’da) değil de, uluslararası sularda gerçekleştirilmeliydi. Böyle yapılmış olsaydı, Montrö Antlaşması ile Türkiye’ye verilen yetkiler erozyona uğratılmamış olurdu. Bu durum bilgisizlik değilse adını koymaya dilim varmamaktadır.

Diğer yandan, antlaşmalarda geçen “uluslararası deniz hukuku” konusunda yürürlükte sadece 1983 tarihli BM Konvansiyonu bulunmaktadır. Ayrıca Türkiye bu Konvansiyona taraf değildir .  Bu açıdan, Türkiye’nin altına imza koyduğu bir anlaşmada, taraf olmadığı bir uluslararası sözleşmeye atıf yapılması çok ciddi bir hatadır. Böyle bir hata gözden kaçmış denilerek geçiştirilemez.

Bilindiği gibi, Yunanistan ile Türkiye arasındaki Ege anlaşmazlıklarında, Atina hukuksal olarak desteği bu uluslararası Konvansiyondan almaktadır. Bu dikkatsizlik “altına imza koyduğunuz anlaşmada, Uluslararası Deniz Hukuku konvansiyonuna atıf var. Bunu dolaylı olarak tanımış oldunuz” tezinin karşımıza çıkarılmasından endişe duyulmaktadır. Bu diplomatik liyakatsizlik değilse nedir?

Yunanistan’ın bugüne kadar yaptığı tüm sinsice hamleler dikkate alındığında, “gelmez” diyemeyiz fikri ağırlık kazanmaktadır. Diğer yandan anlaşmalarda geçen “Türk boğazı” yanlış kullanılmıştır.  Halbuki Möntrö Sözleşmesinde İstanbul ve Çanakkale boğazları tek bir su sistemi olarak düzenlenip, “Türk Boğazları” olarak nitelendirilmiştir.

Türkiye'nin hububat ve bitkisel yağa ihtiyacı olmasına rağmen, "tahıl koridoru"nu açık tutmayı başaramamış olması, tam anlamıyla bir dış politika hatasıdır. Koridorun açık tutulması, savaş halinde bulunan Ukrayna ve Rusya arasında tsrafsız kalmaya bağlı bulunmaktadır. Maalesef Erdoğan son NATO görüşmeleri sırasında tsrafsız tutumunu terk ederek, Ukrayna'ya  açık destek açıklsmaları yapmıştır. Bunun sonuçlarının olacağını öngörmemek, dış politika hatası değil, skandaldır.

Yapılan yanlışlar,  ileride Türkiye’yi en kritik dış politika konularında sıkıntıya sokabilecek hususlardır. Nitekim sıkıntıya sokmaya başlamıştır. Diplomaside değil bir kelimenin, nokta veya virgülün bile  çok büyük önemi vardır. Bilgisiz cahillerin kayıpları kazanç, mağlubiyetleri zafer gibi gösterme alışkanlıkları fetö taktikleridir. İçeride şov yapacağız diye dışarıdaki kayıplar göz ardı edilmektedir. Tarih bunları yarına bırakır ama kimsenin yanına bırakmaz.

(17, Temmuz, 2023-Ordu)